TAZE ÇİÇEKLERDEN ELDE EDİLEN SARAY ŞERBETLERİ

MAYISIN GELİŞİYLE HER YER RENK RENK MİS KOKULU ÇİÇEKLER İLE DOLDU.BU ÇİÇEKLERDEN HARİKA ŞERBETLER YAPARAK ONLARI ZİYAFET SOFRALARINIZA TAŞIMANIN TAM VAKTİ.

Şerbet kelimesi dilimize Arapça’dan geçmiştir.Uzun yıllar saraylarda yapılarak günümüze kadar gelmiş olsa da eski değeri maalesef kaybolmuştur. Şerbetler; serinletici, susuzluğu giderici, iştah açıcı olarak tüketilebilir. Ayrıca yemek yerken de içildiği gibi çeşitli hastalıklarda ve geçiş dönemlerinde de en yaygın olarak içilen bir içecek grubudur. Şerbet sadece bir içecek değil aynı zamanda da sosyolojik bir olgudur.

Osmanlı mutfağından bize miras kalan en önemli değerlerden biri olan şerbetlerin çiçeklerle yapılanı daha makbul sayılıyordu, çünkü en taze çiçeklerin toplanıp hemen kullanılması gerekiyordu.

Topkapı Sarayı’na sonradan eklenen “Helvahane” ile Osmanlı mutfağı adeta bir tatlı, şurup ve şerbet laboratuvarı halini aldı. Sarayın en gözde şerbetleri gül, zambak, menekşe, fulya, yasemin, muhabbet, iğde ve nilüfer çiçeklerinden yapılmaktaydı. Özellikle tatlı suda yetişen ve çok kısıtlı miktarda bulunan nilüfer çiçeğinden yapılan şerbet aynı zamanda akıllara durgunluk verecek lezzette bir reçeteydi.

Osmanlı’nın son dönemlerinde saray helvahanesinde yapılan şerbet, macun ve tatlılar, başta yüksek seviyedeki devlet erkânına, sarayda para karşılığı satılmaktaydı. Helvahanede ilaç üretimi de yapılmaktaydı. Harem ihtiyacı olan ağda da dahil olmak üzere bu ilaçların şerbet ya da macun biçiminde hazırlananları olduğu gibi, tablet yapılmak için kalıplananları da vardı. Bu kalıplara “tensuh” kalıbı denirdi, üzerlerinde motifler ya da padişahın tuğrası bulunurdu.

Ünlü yemek tarihçisi olan Alan Davidson’a göre, Osmanlı Bizans Venedik ilişkileri döneminde şerbet İtalyan mutfağına “sorbetto” olarak girdi. Fransızlar da şerbeti İtalyanlardan öğrenerek “sorbet” adını verdi ve karlı – buzlu şerbetin benzeri olan buzlandırılmış şerbeti geliştirdi. Böylelikle şerbet “sorbet” adıyla tüm dünya sofralarında geleneksel bir boyut kazandı. İngiliz seyyahlar da Osmanlı şerbetini “sherbet” olarak doğruca kendi dillerine geçirdiler.

Tarihte dikkat çeken diğer konu ise Mevlana Celaleddin Rumi’nin “hayatta en sevdiğim üç şey, sema, hamam ve şerbettir” demiştir. Mevlana, eserlerinde özellikle şerbet ve gülbe şekerinden de sıkça bahsetmektedir. Gülün, özellikle okka gülü adı verilen güzel kokulu kırmızı gülün, yaprakları bal ve limonla ezilerek bu tatlı (gülbeşeker) yapılırdı. Şekerle yoğrulup limon sıkılarak hazırlandığı gibi aynı zaman da gül reçeli ve gül şurubu yapılmak üzere uzun süre durabilen bir konsantre içecek olarak kullanılırdı.

ÇİÇEK ŞERBETLERİ

Aslında çiçek şerbetleri genel olarak aynı yöntemlerle yapılır. Çiçekleri en çok koktuğu anda, arıların nektar vakti toplayarak işe başlayabilirsiniz.Temizleyerek, saplarından, varsa siyah kısımlarından ayırmanız gerekir.Mümkünse cam kavanozlarda, şeker ve bir miktar su ilave ederek güneşte bekletin.Bekleme işeme sonrası elde ettiğiniz çiçek kadar şeker ve su karışımı hazırlanarak şurup ilave edilir.Ve aroma verici malzemeler (reyhan, tarçın, karanfil, kabuklu limon dilimi vb.) ilave edilerek bir gece daha dinlendirilir. 1 gece sonunda kavanozda ki şerbet süzülerek buz ile servis edilir.

Eğer kullanılan çiçekler zambak gibi ağır kokulu ise şurup oranının yarısı kadar çiçek kullanılmalıdır.

mor salkım çiçeği

MOR SALKIM ÇİÇEĞİ ŞERBETİ: Çiçekleri saplarından ayırarak cam bir kavanozda su ve şekerle birlikte doldurun.3 gün güneş alan bir yerde, sık sık çalkalayarak bekletin. Daha sonra elde ettiğiniz çiçek kadar su ve şekeri şurup haline getirin.Üzerine ekleyin.Bir tutam taze reyhan ve limon dilimleri ile 1 gece daha bekletin.Sabah süzerek buz ile servise hazır edebilirsiniz.

gül şerbeti

GÜL ŞERBETİ:
500 gr pembe gül yapraklarını kopardıktan sonra dip taraflarındaki beyaz bölümlerini makasla kesin.Yıkayıp kavanoza doldurun. Sonra gülleri bir kavanoza koyup üzerine 1/4 litre suyla limon tuzunu kattıktan sonra, bir limonun suyunu dökün ve ağzını sıkıca kapatın. Gülün kokusunu ve rengini suya vermesi için kavanozu bir kenara koyup bir hafta bekletin, eğer güneşte bekletilirse 3 gün yeterlidir.
Daha sonra kırmızı ve ekşimtırak suya bir ölçüye iki ölçü şeker katın. Yani 1/4 litre suya 1/2 kilo şeker katıp erimeye bırakın, bir yanda da kalan yarım kilo şekeri 1/4 litre suda eritin. Sonra bu suyu güllü şerbetle iyice karıştırın.
Karışımı süzdükten sonra bir şişeye koyun. Hava almayacak biçimde ağzını sıkıca örtüp şerbeti serin bir yerde saklayın.
Gül şerbeti ikram edileceği zaman, uzun bardaklara gül şerbetinden iki parmak kadar koyun ve içine birer parça buz attıktan sonra bardakları soğuk suyla doldurun. Uzun bir kaşıkla karıştırdıktan sonra servis yapın.

gelincik çiçeği şerbeti


GELİNCİK ÇİÇEĞİ ŞERBETİ: Yapımı gül şerbeti gibidir. Fakat gelincik çiçeği temizlenirken dibinde ki siyah kısımları çıkarılmalıdır.

yasemin çiçeği şerbeti

YASEMİN ÇİÇEĞİ ŞERBETİ:
Yasemin çiçekleri yapraklarına ayrılır, yavaşça sudan geçirilir. Süzülen çiçekler limon suyu ve şekerle güzelce ovulur. Ovulan yapraklar seyrek dokumalı tülbente konarak, suya bırakılır. Suda bir gün bekletilen çiçekler sıkılarak sudan çıkarılır. Soğu­maya bırakılan şerbet, sulandırmadan da kullanılabilir. Yasemin şerbeti hafif sarhoş edici bir etkiye sahiptir. Rahatlatıcı bir içecek olarak tüketilebilir.

ARZU ÇALIŞKAN ERSOY

Önceki İçerik

Yıldızların Efendisi, Alain Ducasse

Sonraki İçerik

HIDIRELLEZ YEMEKLERİ

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir